''Türkiye’nin ilaç sanayisine katkı yapabiliriz''

Önümüzdeki salı günü yapılacak olan “rektörlük seçimler” için adaylığını açıklayan isimlerden biri olan Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, hedeflerini, projelerini, üniversiteye bakışını ve bilimsel çalışmaları üzerine sohbet ettik.

10/07/2016 | 11:09:02

ERKHABER / RÖPORTAJ - Sözü fazla uzatmadan, sizleri bu sohbetimizle başbaşa bırakıyoruz.

 

ERKHABER: Hocam Atatürk üniversitesi Türkiye’deki üniversiteler sıralamasında ne durumda özellikle bilimsel çalışmalar noktasında bu konuda bilgi sahibi misiniz?

AHMET HACIMÜFTÜOĞLU: Şimdi bizim Atatürk Üniversitemizin bilimsel değerlendirmeleri ile ilgili birçok değerlendirme kriteri var. Bu sıralamamız o kritere göre değişiyor. Birkaç kuruluşun yaptığı değerlendirmeler var. Şimdi Akademisyenlerin toplam ürettikleri yayın sayısına göre bizim sıralamamız 13’ncü ile 17’nci sıra civarında değişiyor. Ama yeni teknoloji geliştirme ile ilgili değerlendirmelere girdiğimiz zaman 49’ncu sıradayız. Şimdi bu sıralamayı öne doğru çekmek zorundayız. Bunun için proje odaklı çalışmamız gerekiyor. Ve bu 300 elemanı aktif şekilde kullanmamız gerekiyor. Çünkü onları aktifleştirmemiz bir 300’ü daha aktifleştirecek. Çok net bu iş. Şimdi geri kalan öğretim üyeleri çalışmıyor anlamında değil. Diğer öğretim üyelerinin de çok farklı alanları var. Çok iyi ders verme gibi, hepsi çok yetenekli bununla ilgili bir problemimiz yok. Ama o 300’le Türkiye’nin savunma sanayine katkı sağlayabiliriz. Türkiye’nin ilaç sanayisine katkı yapabiliriz. Türkiye’nin çok kritik önemli direncini artırıcı bir pozisyon sağlayabiliriz. Erzurum’da bunu yapabilir. Türkiye’de bunu hiç kimse üstlenmeyebilir ama Erzurum bunu üstlenebilir. Ben kendim farmokolog olduğum için kendi alanımla ilgili çok stratejik bir  iki konu var mesela şimdi Türkiye’de biz ilaç patentlerine başvurduk. Aldık etken maddesi burada bazı hastalıklara iyi geldiğini ispatlayan ilk kişilerden biriyiz. Ben kendimde bu grubun içindeyim.  Patentlerini aldık burada Erzurum Türkiye’nin o noktada ilk patentlerini aldı. Bizim Farmokoloji bölümümüz Türkiye’de hiçbir bölümün sahip olmadığı ilaç patentlerine sahip. Ama burada bir sıkıntıyla karşılaştık. Önce biz aldığımız için bu sıkıntıyla karşılaştık. Çünkü diğerlerinden önce alınca sorunların nerde olduğunu bire bir yaşadık. Paten alınca 1.15 sene ilk patentimizde ben vakit kaybettim. Sonrasındaki patentleri daha hızlı alabildik. Ondan sonra paten almanın da yeterli olmadığını gördük. Bunları ürüne dönüştürmekte bazı sıkıntılar yaşadık. Mesela ne gibi. Biz maddelerin önce sadece hücre hücre dış ortamda yaşatarak o hücrelerdeki faydalı etkilerini gösteriyoruz, sonra canlı hayvanda gösterdikten  daha sonra da insanda gösterdikten sonra piyasaya geçeceğiz. Ama bu kısımları tamamladıktan sonra insan çalışmalarını yaparken bir sorun yaşadık. Türkiye’de bir klinik ilaç araştırma merkezi yok onu fark ettik. Onlar olmayınca da siz ispatlıyorsunuz patenti de alıyorsunuz. Hayvanda faydasını gösteriyorsunuz. Biliyorsunuz ki bu yüzde 95 insanda da etkilidir. Ama insan çalışmasını yapmadan bunu piyasada satamıyorsunuz. Bizim ilaçlarımız var Erzurum’a ait ilaçlarımız var. 20 ilaç varsa 15’i bize ait. Ama bunların klinik çalışmasını yapamadığımız için piyasaya sunamıyoruz. Biz ne yapacağız. Türkiye klinik ilaç araştırma merkezini burada kuracağız. Burada biz 2007 yılında ilk patenti aldığımız zamanda bu sorunla karşılaştık. Ben baktım ki bunu yurt dışında yaptırabilir miyiz diye sordum. Yeni ilacımız var. Orada ki CEO’larla görüştük.  Biz bunu satabilir miyiz veya klinik ilaç çalışmalarını siz yapabilir misiniz diye. Ortak yapalım gibi. Bunlar dediler ki sizin ilaç patentiniz nereye ait ülke olarak. Türkiye dedim. Biz ABD’liyiz sizinle bu şekilde konuşuyoruz diye yanlış anlamayın. O alanda 3 tane daha ilaç var, siz ilacınızın daha etkili olduğunu söylüyorsunuz. Çalışmalarınız onu gösteriyor. Doğru daha etkili olabilir ama şimdi Amerika 3 tane ilaç satıyor. Ve bunları Ankara’da da satıyor. Diyelim 100 dolara satıyor. Şimdi 100 dolara sattığının 15 doları patent hangi ülkeye aitse ki ABD büyük ölçü de yüzde 15’i onlara gidiyor. Artı bu şirketler Amerika şirketi vergisi de yüzde 20 civarında bir vergisi var. Otomatik olarak Amerika’ya giriyor, dolaysıyla yüzde 35’i zaten alıyor Amerika.  Şimdi bu alana bi daha 4. bir şirketi sizin ilacınızı niye soksun, patenti de kendisine ait değil. Artı biz bile şirket olarak alsak karımız daha düşük olur. Ben sonrasında birkaç şirketle konuştum yine aynı cevabı aldık. Yani burada aslında bir devlet problemi meselesi var. Yani şunu söylemek istiyorlar bir daha bir madde bir şey bulursanız gelin Amerika’da biz bulduk deyin, çünkü patent Türkiye’ye ait olunca kar payları düşüyor. Net olay netleşti. Ben Türkiye’deki ilaç şirketleriyle görüşelim dedim. İlaç şirketleriyle görüştük ve dedik bakın bir madde var bunu kimse bilmiyor. Şu hastalığa iyi geliyor. Bunun ilaç çalışmalarına anlaşırsak yurt dışında yaptırın biz feragat ederiz, yapın dediler ki biz öyle çalışmıyoruz. Hepsinin genel mantığı biz maddeyi dışardan getiriyoruz ve paketliyoruz. Ve o paketin cinsini biz burada değiştiriyoruz. Hiç riske girmeden onların klinik çalışmalarını yaptırıyoruz. O klinik çalışmaları için Türkiye’den çıkan para 280 milyon lira. Ortalama söylüyorum. O yatırdığımız para yabancıların ilacı. Yabancıların ilacı üzerinde siz bir yatırım yapıyorsunuz. E bizimkine yapın e sizinki şüpheli çıkacak mı çıkmayacak mı bilmiyoruz. Yani şimdi biz şunu gördük ilaç şirketlerinin de aslında bu noktada biraz daha cesur olmasını bekliyorduk. Bizimkini değerlendirmeye bile almadılar. Ama biz klinik ilaç araştırma merkezini Türkiye’de kurarsak onların o dışarıya akıttıkları parayı biz Erzurum’a aktarmayı düşünüyoruz. Yani bu merkez o parayı da buraya çekecek esas gayemiz paranın çekilmesi de değil. Dikkat ederseniz ben öyle bir merkez kurarsam bizim kendi ilaçlarımızı da biz geçirmiş olacağız.

ERKHABER: Peki hocam öğretim görevlilerini tutamıyoruz burada. Yani belli bir noktaya geldikten sonra gidiyorlar. Bunun için ne yapılabilir, fiziki ortam mı ekonomik boyutu mu iyileştirmeli farklı bir şeyler mi sunmamız lazım. Bu insanlara baktığınızda çok ciddi tekliflerle de çok iyi yerlere de gidiyorlar. Dur da diyemiyorsunuz ?

AHMET HACIMÜFTÜOĞLU: Şimdi biz orda çok kritik davranmak zorundayız. Elemanlarımız iyi olmazsa bu elemanlara teklif yapılmaz. Biz onları gitmeden cazip hale getirmemiz lazım. Erzurum’un da üzerine düşen vazifeler var, bizim de üzerimize düşen görevler var. Dolaysıyla nasip olursa biz öğretim üyelerinin kendi bölümlerinde mutlu olabilmeleri için elimizden geleni yapmak istiyoruz. Burada en çok adalet ve liyakat çok önemli. Hepsine eşit muamele etmek çok önemli. Bu noktada biz onlara hem onlara fırsatlar vermeyi hem de eşit fırsatlar vermeyi önemsiyoruz. Yani bu noktada çok adil davranmak durumundayız. Sırasında bu tarz projelerle onları çok önemli alanlarındaki en önemli işlerde çalışabilme zevkine itmemiz gerekiyor. Dolaysıyla insanlar ürün çıkarttıkça kendi alanlarında çok üst düzeyde bir hedefe hizmet ettikçe daha mutlu olacaklarına inanıyorum. Dolaysıyla biz onlara o zeminleri hazırlayacağız. Kimya Fakültesi için söylüyorum. Şimdi Türkiye’de piyasada satılan bizim bin 500 civarında belki daha fazla eczanelerde görebilirsiniz ilaçlarımız var. Bunlar kimyasal maddelerden oluşuyor. Biz Türkiye olarak sadece parasedamol denilen bir tek madde üretiyoruz. Ne ağrı kesiciyi, ne antibiyotiğini ne de kan sulandırıcıyı üretiyoruz. Hiçbir tanesini üretmiyoruz. Biz ne yapacağız mesela, Atatürk Üniversitesi olarak az önce söylediğimim çağrılar kapsamında diyeceğiz ki Türkiye’deki en kritik en ok satılan 30 tane etken ilacın hammaddelerinin Türkiye’de üretimi ile ilgili projeye çıkacağız. Şimdi bunu yapacak olan Kimyacılar gerçekten önemli bir amaca hizmet etmiş olacaklar. Nedir Türkiye’de olmayan Türkiye’de üretilmeyen maddelerin Türkiye’de sentezi gibi. Kimyasal maddelerin. Hani o klinik çalışmaları yeri gelirse biz geçirtiriz zaten böyle bir merkez elimizde olduktan sonra biz onları yeri geldikten sonra ilaca da dönüştürürüz. Patentlere bakarız patentleri dolmuş olanları ilaca dönüştürürüz. Bu bir sanki ilaç şirketi gibi çalışma tarzını da getirir bize. Yeri gelir ilaç şirketini de kurarız. Bu kadar büyük bir deneğimi olan birikimi altyapısı olan insanları biz hangi hedefleri istiyorlarsa o hedefte en üst düzeyde kullanmamız lazım. Dolaysıyla önemli adamları kendi işlerinde en üst düzeyde en verimli şekilde kullanma noktasında bir planlama yapmak istiyoruz, organizasyon yapmak istiyoruz. Farmokoloji bölümü TÜBİTAK’ın açıklamasına göre Türkiye’de kendi alanında birinci sırada. Ben Farmokoloji başkanıyım 3 yıldır. Şimdi biz arkadaşlarımızla konuştuğumuz zaman hep ne yapabiliriz yaptığımız işin Amerika’da da bir karşılığı olsun. Ben yurt dışına gidip geldikten sonra ikinci arkadaşımızı da yurtdışına gönderirken hep Türkiye’de olmayan bir şeyi Erzurum’a götürebilir miyiz, bunu düşündük. Ben 2003-2004’de yurt dışına gittim. Beyin sensörleriyle ilgili beyin elektrotlarıyla ilgili yeni bir cihaz bulunmuştu. 2004’de ilk çalışmalarını sunmuşlardı. Yayın olarak onu görüp ABD’ye gitmek istedim. Ve başardım. Gittim. Ve o sistemi getirip buraya kurmuştum. 2007 yılında. Ve o beyin sensör teknoloji laboratuvarını Türkiye’de ilk biz kurduk. 78 tane bilim adamına biz bunu öğrettik. Kurslar yaptık. Ve bir çok yerde kurulması için uğraştık. Bunlar beyin hastalıklarının tedavisi ile ilgili olarak önemli çalışmalarının yapıldığı konulardı. Sonradan biz kendi bölümümüzle ilgili diğer öğretim üyesi arkadaşlarımıza yurt dışında alanında en iyi adamların yanına gönderdik. Erzurum’a yeni bir şey getirmelerini sağladık.

ERKHABER: Biz gazeteciler bunun sıkıntısını çok yaşıyoruz. Mesela ulusal medyaya bakıyoruz. Bir siyaset bilimci gerekiyor ekrana çıkacak. Bakıyoruz hep farklı üniversiteler. Örneğin Atatürk Üniversitesi’nde siyaseti yorumlatacak bir hoca bulamıyoruz. Var aslında ama bir korku bir çekinme de var yani bunu da aşmanın bir yolunu bulmamız lazım diye düşünüyorum.

AHMET HACIMÜFTÜOĞLU: Şimdi şehrimizin sorunlarını öncelik sırasına koyup bunlara çözümlerimizi hangi fakültenin üzerinden nasıl projelendirebiliriz, ona bakacağız. Üniversite içindeki kendi alanımızla  ve Türkiye ile ilgili stratejik işleri yaparken  Erzurum ile ilgili düşündüğümüz bazı işler var. Erzurum ile üniversitenin yakınlaşması birleşmesi var. Burada bizim üniversite Erzurum bütünleşmesinden anladığımız Erzurum’un sorunlarına üniversite öğretim üyelerinin katkısı buda proje bazında değerlendireceğiz. Sıralama ve öncelikleri masaya yatırıp. Tabi bunu sadece üniversite belirleyemez. Bununla ilgili olarak çeşitli mercilerle görüşüp öncelik sıralamamızı yapıp bunlara üniversite içinde katkı yapacak bölümlerle toplantılar yaparak. Bunları projelendireceğiz. Ve bunları üniversite olarak maddi olarak ne kadar destek verebiliriz. Kaynak bulacak merkezlerle konuşup projelendirip, proje odaklı çözüme gideceğiz. En azından bir adım atmak amacımız. Çözüme yönelik hareketlerin başlaması lazım. Üniversite ile Erzurum arasında atılması gereken adımların başlaması gerektiğinin farkındayız. Çok değişik alanlarda çalışması olan insanları biliyoruz. Bunları buluşturmamız lazım. Biz diyeceğiz ki Erzurum Süt üretiminin artırılması mesela konuyu belirleyeceğiz. Konu nedir mesela konuyu belirleyip sorunu çözeceğiz.

ERKHABER: Biz röportaja gidiyoruz, hoca diyor ki Rektör hocayı arayıp sorayım diyor. Biz sizin bilimsel özgürlüğünüz var diyoruz yani sizin izin almanıza gerek yok hocam diyoruz ama o temayül olmuş böylede bir sıkıntı var bu konuda ne dersiniz?

AHMET HACIMÜFTÜOĞLU: Atatürk Üniversitesi Rektörleri buna çok karşı çıkmadılar aslında. Hocalar saygıdan söylüyorlar. Bizde de o özgürlüğü devam ettirmeyi düşünüyoruz. İlahiyat Fakültesi ve ya diğer fakülteler her konu için söylüyorum. Basın merkezdeki hocaları çok değerlendiriyor. Yani alanında çok daha üstün nitelikli akademisyenler bizim Erzurum’da olmasına rağmen merkezi tercih ediyorlar.

ERKHABER: Hocam ayrıca sizin yüksek irtifa kamp merkeziyle ilgili de bir çalışmanız olduğunuzu duyduk. Bu çalışmanın detaylarını anlatabilir misiniz?

AHMET HACIMÜFTÜOĞLU: Bizim araştırdığımız bilgiler daha fazla, aslında otelin olması gerektiği konusunda görüş var. Niye olmadığına bakıldığı zaman  kış süresinin kısa olduğu, yazın çok fazla kullanılamadığı şeklinde bir bahane var. Son yıllarda bu artık aşılmaya başlandı. Son yıllarda yapılan yüksek irtifa kamp merkezi onunla ilgili yapılan sahalar, daha da sayısı artırılması lazım. Fakat başka bir şey var. Gelen takımlara baktığımız zaman 4 büyük takımın dışındakiler geliyor. Ama gelen takımlar hep başarılı oluyor. Akhisar gibi, Konya gibi o takımların daha üste olmaları aslında bir tesadüf değil. Ben doktor olarak söyleyeyim. Yüksek olduğumuz için burada oksijen seviyesi düşük, akciğerlerimize gelen oksijenin kaslara götürülmesi gerekiyor. Bunun götürende hemoglobin denen bir protein. Şimdi bunun düzeyi bizlerde 3-4 puan daha yüksek. Şimdi buraya gelen çalışan sporcular oksijen düşük olduğu için bir süre sonra o hemoglobin seviyesi 11’lerden 14’lere kadar yükseliyor. Bunlar tekrar deniz seviyesine indiklerinde hem hemoglobinleri hem de oksijenleri yüksek oluyor. Dolaysıyla bir süre boyunca sanki dopingli gibi 90 dakika yerine 120 dakika hiç kaslarına çok rahat bir şekilde kaslarına oksijen taşıyorlar ve daha uzun süre sahada kalabiliyorlar. Şimdi buraya gelen her takım bunun farkında. Erzurum’un yüksek irtifadan kaynaklanan her takımın gelmek zorunda olduğu bir şehir. Biz bunu pozitife nasıl dönüştürebiliriz gibi çalışmaların yapılması gerekiyor. Bu arada bazı eksikleri düzeltmemiz lazım. Baktığınız zaman büyük takımlar neden gelmiyor. Yurt dışındaki takımların randevu alıp daha sonra neden iptal ettiği ne baktığımız zaman bize ulaşan bazı sebeplerin ortadan kaldırılması lazım. Nedir bunlar. Birincisi transfer dönemine denk gelmesi, transfer döneminde binlerin egzersiz güçlerinin tespitlerinin yapılacağı merkezin burada olması ve doping testlerinin burada yapılıyor olması. Biz üniversite tıp fakültesi olarak bize düşen kısmı ortadan kaldırmamız lazım. Bunları yapmak zor değil. İlgili branşlarda hocalarda var. Bunları biz ortadan kaldıracağız. O takımlar sezon öncesi transfer edecekleri oyuncularında Erzurum’da testlerini yapabilecekler. Bunları sağlarsak biz en azından üniversitenin üzerine düşen problemi de kaldırmış olacağız. Muhtemelen o büyük takımlarda Erzurum’a gelecek. Yüksek olması ve nemin olmaması bizi Antalya’dan daha avantajlı kılıyor.

Anahtar Kelimeler:ERZURUM, HABER, ERKHABER, REKTÖR, ADAY, AHMET, HACIMÜFTÜOĞLU
 
 
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Mobil Site

Sondakika

Firma Rehberi

Seri İlanlar

Galeriler

Web Tv

Yazarlar

Üyeler

Neler Oluyor?

İletişim

Künye

Web Master